NE YEDİĞİMİZİ BİLİYOR MUYUZ? PEKİ NE GİYDİĞİMİZİ!!!
Salı, 08 Haziran 2010 07:01
Yıllardır sağlığımızla nasıl dalga geçildiğini izledik haber programlarında. Fırınlarda kol gezen böcekler, pis malzemeler, farelerin cirit attığı atölyeler… Lahmacunumuza atık et katıldı. Yiyeceğimize hormon sıkıldı, içeceğimize boya karıştırıldı. Yetmedi soframızdaki peynirimize, zeytinimize bile el uzatıldı. Kıyafetinden tutun mutfak eşyalarına hatta masum çocuklarımızın oyuncağına bile hile hurda bulaştırıldı. Hayatımız resmen birilerinin elinde oyuncak olmuş durumda. Onların belirlediği şeyleri yiyor, belirlediği şeyleri giyiyor ve kullanıyoruz. Dışının yaldızına aldanıp içinde barındırdığı tehlikeleri ya bilmiyoruz ya da görmezden geliyoruz. Tabi ki herkes sağlıklı yaşam istiyor. Ama maalesef günümüzde bu pek de mümkün olmuyor. Sanal bir âlemde nefes alıyoruz sanki. Hiçbir şey aslında gerçek değil ki. Acaba bunu kullanırsam, bunu yersem başıma ne gelir diye düşünmek zorunda kalıyoruz. Orijinal bir şey yok mu? Var var olmasına da ya ulaşılmaz uzaklıkta ya çok pahalı. Elimiz mahkûm gidip şekil değiştirmiş domatesi, çin malı adi eşyaları veya kanserojen boyalı elbiseyi alıyoruz. Neden? Daha ucuz. Gücümüz ancak ona yetiyor.
MERDİVEN ALTI SAĞLIK
Temel gıda maddeleri başta olmak üzere birçok gıdanın içine insana zarar verecek maddeler katılıp, kimyasal işlemlerden geçirildiğini artık hepimiz biliyoruz. Asıl bilmediğimiz ne görüntüsü içinde ne yediğimiz. Et diye sakatat, baharat diye toz yememeniz için hangi hile neye uygulanıyor dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum.
- Dana kıymaya tavuk sakatatı katılıyor.
- Eskiden süte su katarlardı. Şimdi ise sütün yağı alınıp yerine margarin koyularak yağlı süt imajı veriliyor.
- Küflü kaşarlar eritme peyniri yapılıyor.
- Zeytine rengini vermesi için boya katılıyor.
- Tavuk dönerin içine tavuk derisi, bağırsak, paça ve sakatatlar baharatlanarak karıştırılıyor.
- Baharatların arasına kurutulmuş ot ve saplar karıştırılıyor.
- Kırmızıbibere kiremit tozu, karabibere boya ekleniyor.
- Kalitesiz bulgura yine boya katılıp güzel görünüm elde ediliyor.
- Zeytinyağına pamuk yağı katılıyor. Rengini koyulaştırarak parlak hale getirmek içinse tekstil boyası kullanılıyor.
- Son kullanma tarihi geçen sucuklar yeni yapılan sucukların içine boca edilerek yeniden imal ediliyor. Ucuz olan soya da sucuk görünümünü alıyor.
- Salam, sosis, sucuk gibi et ürünleri tavuk derisi, bağırsağı ve taşlığı ile yapılıyor.
- Tereyağına patates ve margarin katılıyor.
- Depolarda iyi muhafaza edilmemiş küflü çaylar bile soframıza geliyor.
- Ağırlaşsın diye ısıtılan ete enjekte edilen Bradmix adlı kimyasal madde kanser riskimizi arttırıyor.
- Şekerlemeler, çikolatalar, dondurmalar, meyveli meyvesiz yoğurtlar, pastalar, kekler, sakızlar; domuz ve benzeri hayvanların derilerinden, kemiklerinden, iç yağlarından ve kıllarından üretilen katkı maddeleri içeriyor.
- Şeker ve sudan yapılan kıvamlı madde bal diye yutturuluyor. Arılar bile kandırılarak şeker şurubu, glikoz ve nişasta içeren ürünler yediriliyor. Böylece sanal bal elde ediliyor.
- Yoğurdu daha katı hale getirmek için büyük baş hayvanların yağından elde edilen toz halindeki jelatinden yararlanılıyor. Köy yoğurdu diye satılıp vatandaş kazıklanıyor.
- Beyaz peynire kireç katılarak parlak beyaz olması sağlanıyor.
- Ekmek ise karbonat ile beyazlaştırılıyor.

KİMYASAL BESLENME
Araştırmalar yiyeceklerimizin içine gizlenen kimyasallar ya da hijyenik olmayan ortamlar sebebiyle, yediklerimizden vitamin, mineral yerine bol bol bakteri aldığımızı gösteriyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 2007 yılında yapılan gıda denetim ve izleme programından çıkan sonuçlar ürkütüyor.
Mikrop: Her 6 peynirden birinde(%13.43), her 36 tavuktan birinde (%2.75) ve her 11-12 hazır günlük yemek ve mezelerin birinde (%8.70) Escherichia coli bakterisi bulunmaktadır. Bu mikrop gıdaların hazırlandığı ortamların temiz olmaması, çalışanların tuvalet sonrasında ellerini yıkamaması sonucunda oluşuyor. Dahası yenildiği takdirde insanı ishal yapıyor. Her 20 peynirin birinde görülen Staphylococcusaureus bakterisi ise ciddi gıda zehirlenmelerine yol açıyor. Aflatoksin: Her 10 kırmızı toz ve pul biber numunesinden birinde (%12.03) ve (%9.92), her 26 fındık, yerfıstığı, Antep fıstığı, ceviz ve kuru incir numunesinin birinde alfatoksin bulunmuştur. Madde, ürünlerin küflü olması nedeniyle oluşan toksik ve kanserojen bir maddedir. Aşırı doza maruz kalan bir tüketici karaciğer kanseri olabilir. Kükürdioksit: Her 5 kuru kayısıdan birinde (%20.05) gerektiğinden fazla kükürdioksit vardır. Kükürdioksit gazı özellikle çocuklarda ve astımlı olanlarda hırıltılı solunum, göğüs sıkışması, kesik nefes alma, solunum yollarının daralması gibi ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor. Tarım ilacı (pestisist) kalıntısı: Her 58 yaş meyve ve sebzenin birinde (%1.72) tarım ilacı kalıntısı bulunuyor. Kanserojen etkisi de kati. Her yıl pamuk toplayan 20 bin işçi tarım ilacı yüzünden hayatını kaybediyor.

E´lLERE DİKKAT
Aldığınız gıdaların arka yüzlerinde içeriğine ait bilgiler yer alır. “E” kodlu bir takım maddeler katıldığı belirtilir ancak biz bunların ne olduğunu bilemeyiz. Körü körüne mideye indiririz. Oysaki yapay tatlandırıcı, renklendirici ve koruyucu olarak kullanılan bu maddeler sağlığımızla dalga geçiyor. Kesinlikle midemize girmemesi gerekiyor. Şeker, pasta ve gazlı içeceklerde çokça kullanılan “E” kodlu katkı maddelerinin birkaçını uyarı adına listeliyorum. Lütfen bundan sonra sizde vücudunuzu korumak için bu maddelere savaş açıp, yer aldığı ürünleri almayın.
E102 (bisküvi, tatlılar): Hiperaktivite ve astımı tetikliyor.
E124 (içecekler, bisküvi, tatlılar): Alerji, tahammülsüzlük.
E110 (dondurma, içecekler, tatlılar): Mide sorunları, alerji.
E122 (jel tatlılar, hazır yemekler, bisküvi): Alerji, tahammülsüzlük.
E104 (tatlılar): Hiperaktive, astım.
E129 (gazlı içecekler, kokteyl sosis): Aşırı duyarlılık.
E211 (gazlı içecekler, fırında hazırlanan gıdalar, lolipop): Hiperaktive, astım.

NE YAPILMALI?
Şimdi biz ne yiyeceğiz neyle besleneceğiz diyorsunuz değil mi? İnanın  durum bu. Onun özünde bu, bunun özünde şu kimyasal veya hile var diye sıralama gittikçe uzuyor. Neredeyse organik bir şey bulamayacağız. Çünkü 2004 yılında Tarım Bakanlığı´nın almış olduğu “kırmızı et kıymasına yüzde yirmi oranında tavuk katılabilir.” kararı hileli gıdanın önünü açmış durumda. Hileli gıda satıcısı yakalanması halinde para veya faaliyet durdurma cezası ile paçayı kurtarıyor. Ki yakalanması zaten zor. Türkiye´de 27 bin gıda sanayi işletmesinin 10 bini denetlenemiyor. Neden? Bunlardan sadece 17 bini Tarım ve Köyişleri Bakanlığı´nın gıda siciline kayıtlı da ondan. Kısacası her şey bizde bitiyor. Tırnağımız varsa kendi başımızı kaşıyacağız. Bunun için de bir şeyi tatmadan önce iki kere düşünmemiz gerekiyor. Tabi yapacaklarımız bununla sınırlı değil. Gıdalarımızı alırken ve seçerken çok dikkatli ve titiz davranmalıyız. Karşılaştığımız olumsuzlukları anında Tarım İl Müdürlüklerine Tüketici Hakları Derneği ve ilgili meslek odlarına bildirmeliyiz. Özellikle merdiven altı denilen üretim yerlerinden alış veriş yapmamalıyız. Aldığımız gıdanın içinde ne olduğunu satıcıdan öğrenmeye çalışmalıyız. Mümkünse açlığımızı evde giderip dışarıda beslenmemeye özen göstermeliyiz. Aldığımız ürünün içindekiler kısmına bakıp sağlığa zarar verici madde bulunuyorsa satın almamalıyız. Fiyatı ucuz olan ürünlere şüpheyle yaklaşmalıyız. Her meyve ve sebzeyi mevsiminde tüketmeliyiz. Alış verişlerimizi tanıdığımız güvendiğimiz yerlerden yapmalıyız.

HORMONLA KARŞILAŞMAMAK İÇİN
Domates çekirdeksiz ve içi cıvıksa, patlıcanın içi süngerimsi ve çekirdeksizse, kabak çekirdeksizse, biber aşırı büyükse, patates şekilsiz ve içinde kararmalar varsa, karpuzun çekirdek yerleri boşsa… hormonludur. Taze ve doğal beslenmek için; 15 Ekim- 10 Kasım, 10 Nisan -5 Mayıs tarihleri arasında domates yenilmemeli. 15 Kasım- 15 Mayıs arsında patlıcan, 1 Kasım -15 Mayıs tarihleri arasında da kabak yenilmemeli. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama ana fikir aynı doğru zaman doğru gıda.

HER EV BİR KİMYA LABARATUVARI
Kendi ürettiklerimiz sütten çıkma ak kaşık değil ama Çin malları deyim yerindeyse bizi perişan etti. Ne ithal ettiysek en hassas noktamız, sağlığımızı hedef aldı. Çin malı porselenlerin içinde kurşuni maddeler bulundu. Habersizdik, yemeklerimizi bir güzel Çin tabaklarımıza boşaltıp bir güzel yedik zehirlerini. Sadece bu değil elbette. Melaminli mama ve süt tozlarını çocuklarımıza yesin de büyüsün diye verdik. Şimdi de ‘fatalat´ adlı plastik katkı maddesi ile ürettikleri oyuncaklarıyla Azraille oynar gibi oynuyor çocuklarımız. Neden ergenliğe girme yaşı düştü sanıyorsunuz. Bu maddeler cinsel kimlik değişimi, kısırlık, erken göğüs büyümesi, cilt hastalıkları ve kansere neden oluyor.  Ne yazık ki Türkiye onlar için hala bir pazar yeri. Bugün en gözde çocuk mağazalarında bile Çin malları satılıyor. Ülkemizde rahat rahat cirit atıyorlar. TSE Belgesi alma zorunluluğu kalkınca parayı bastırıp alınan CE Belgesine kaldı geleceğimiz. Denetim, araştırma bir kenara itildi. Ucuz uyduruk oyuncakları almayın diyeceğim ama sadece bununla kalsa. Çin işi kıyafetler de zehir kusuyor. Çin malı bebek önlüklerinde bile kullanılan boyadan dolayı normalin 3 katı kurşun bulunuyor. Kanserojen formaldehit maddesine Çin malı giysilerde normalden 900 kat fazla rastlandığı belirtiliyor. Bu da giysimiz, astım ve cilt alerjisi ile bizde eskimeyen bir anı olarak kalacak demek oluyor.
Hiçbir şey masum değil. Rengarenk giysilerimiz, pırıl pırıl beyaz tişörtümüz bile vücudumuza o kadar çok kimyasal aktarıyor ki. Hiç düşündünüz mü gömleğiniz sevdiğiniz bu renge nasıl büründü? Hazırlıklı olun. Okuyacaklarınız dolabınızda duran kıyafetlerinize bakışınızı sertleştirecek nitelikte. Bütün pamuklu giysiler klor yardımıyla önce beyazlatılıyor. Sonra giysilerin istenilen rengi alabilmesi için dioksin, hidrojen, peroksit, formaldehit gibi ağır metaller kullanılıyor. Kumaşların buruşmasını önleyen formaldehit deride alerjiden kansere birçok hastalığa neden oluyor. Yüksek oranda naylon ve polyester içeren giysiler sağlıksız olması bir yana yanıcı özellik taşıyor. Baskılı tişörtler, içinde bulunan kurşun ve fetalet kimyasallarıyla yine büyük tehlike içeriyor. Hele hele taşlanmış kotlar. Giyenler ve imalatında çalışanlar için tam bir felaket. Peki zararlı etkileri nasıl en aza indireceğiz? İşportalardan kıyafet almamaya özen göstereceğiz. Giysilerimizi zeytinyağlı sabunlarla yıkayacağız. Beyaz olan iç çamaşırlarını yeni ise giymeden önce mutlaka kaynatacağız. Şimdilik bu kadar. Nasıl hayata bakışınız değişti değil mi? Kendinizi bir anda kâbusun tam ortasında gibi hissettiniz sanırım. Evet hayatımız birileri tarafından rant kavgasıyla kabusa dönüştürülüyor. Belki şimdi sınırlı sayıda yapılan sahtekârlıklara dur denilmezse geleceğimize kalıtsal izler bırakacaklar. Komple teorisi değil ancak öngörüm çok yakın zamanda ebeveynlerin her biri hastalık, doğan her çocuk genetik bozukluk taşıyacak. Bu yüzden kontrolü yetkili mercilerden beklemek yerine gözünüzü dört açın. Sıhhatinizi başkalarına emanet etmeyin.
   
 
Powered by İLKNET | Copyright © 2009 by Lansy Danışmanlık